Sosyal Beklentiler Uyuşturucudur

Posted on

sosyal beklentiler

 

Sosyal beklentileriniz sizi aptallaştıran, geçici olarak sizi tatmin eden, ancak her tatminden sonra daha büyük bir yoksunlukla karşınıza çıkan birer uyuşturucudur. Önemli hissetmek için kendi kendinizi kandırdığınız bir sıradanlaştırma yöntemidir. Kendinizden kopuştur, kendinizi bulmanızın önündeki en önemli engeldir. Çıkmaz bir döngüdür ve sizi allak bullak eder, iyi hissetmenize sebep olduğu küçük zaman dilimleri için hayattan geri kalanları bir köşeye atmanızı umar, gerçekleştirir. Kasıntılıktır.

Sosyallik karmaşasını, aldatmasını bu kadar yerden yere vurmanın sonucu olarak daha geniş açıklamalarla karşınızdayım. “Poser” nedir diye soralım. Poser; rol yapan, başkalarının tepkilerine göre yaşayan ve bu yaşam halini de başkalarından olan beklentileriyle temellendirmiş olduğunun farkında olmayan insanlara verilebilecek bir isim. Dışarısı için yaşayan, umursamadığı insanların taktirlerini alabilmek için bitmez bir obur çaba içerisinde bulunan insanlardır bunlar. Yani sağınıza solunuza baktığınızda gördüğünüz insaların çok büyük bir kısmı. Ve evet, muhtemelen bu yazıyı okuyan sen de belki de bu tanımın içerisindesin, farkında olmamana rağmen.

Duckface

duckface

Ördek suratlar (duckface), yediği zıkkımın fotoğrafını instagrama yükleyen andavallar, profil resmine “beğeni” aldırmak için aynı boktan profil fotoğraflarını temcit pilavı gibi gözünüzün önüne getirenler… Bunlar sosyal medyada gözlemlediğimiz uzantısı sosyal beklentinin. Gerçek hayatta ise herkesin arkadaşlığını kazanmak için omurgasından feragat eden gerzekler aklımıza ilk gelenlerden. Veya belirli bir “statü”ye sahip olabilmek için s.kindirik shot barlara gidip 3 saat ayakta kaldıktan sonra 100 lira hesap ödeyen güzel kardeşlerimiz.

İşte bunlar hep değerli hissetme ihtiyacı, işte bunlar hep yalnızlık korkusu. İşte bunlar hep kendisine yetemeyecek, kendini “taşıyamayacak” olmanın yarattığı maymunca davranışlar. Peki neden bu kadar kötü bunlar? Sebebi şu: başkalarının hakkında nasıl düşüneceğini umursamak en önemli işi olan, başkalarıyla olan ilişkisi kendisiyle olan ilişkisinden daha büyük önceliğe sahip, sosyalliği iyi hissetmek için bir tatmin aracı olarak gören bu insanlar kendilerini geliştirmekten uzaktırlar. Ancak mesele kendini geliştirmeye ne kadar yakın olunduğuyla alakalı değil, mesele kendini göz göre göre kandırmak. Kendini nasıl değiştireceğini, nasıl olması gerektiğini, ne yapması gerektiğini özgün bir biçimde ortaya çıkarmak yerine çarpık sosyal normların üzerinde oluşturduğu çarpık beklentilerin etkisiyle kendi olmasından vazgeçmesidir kişinin esas sorun.

Bir diğer önemli sorun ise “asimile olmuş kişilikler”in sadece bununla kalmayıp kendilerine zarar vermeleri, içinden çıkamayacakları bir döngüye girmeleridir. Evet, insan sosyal hayvandır. Ancak bu sosyallik amaç olmamalıdır. Bu, yapmamız gereken şeyleri yaparken nefeslenmek için kullanmamız gereken bir dinlenme odasıdır, içinde yaşamamız gereken oda değil. İnsanın yeri çalışma odasıdır, okuma odasıdır. Gelişim yakalamanın, ortaya bir eser koymanın verdiği mutluluk daimidir. Geriye dönüldüğünde “işte burada” diyebileceğiniz şeylerdir çünkü bunlar. Diğer taraftan kendinizi tatmin etmek için giriştiğiniz yapay sosyalliğin aklınızda kalmayacak olması ve hatta size ortaya bir ürün koymaktan daha az olarak dönecek mutluluk karşılığı yadsınmaz bir gerçektir.

Sosyal beklentiler sizi siz olmaktan çıkarır, size bir kenetlenme – bir amaç verir belki ama bu amaç soylu değildir ve sizi yükseltmez. Örneğin, “kampüste sevilen bir insan olmalıyım” mantığıyla hareket eden bir insan belirli bir noktadan sonra sözümona “geliştirdiği” insan ilişkilerini güncel tutmak için fazlasıyla çaba sarfetmek durumunda kalacaktır ve bir gün 24 saatten oluşur, zorlama bir sosyalliğe sizce ne kadarı ayrılabilir? Bu yapay arkadaşlıkların önemli bir kısmı yok olacaktır. Sosyal beklentilerin yarattığı bu yapay çevre, çürümeye mahkumdur.

  Sosyal tatmin, değerli hissetmek adına girilen bir iştir. Zıplamak gibidir, anlık bir yükseklik kazanılsa da düşüş kaçınılmazdır ve yapılan hamle anlamlı değildir. Öte yandan gelişim yakalamak bir bina inşa etmeye benzer, elde edilen yükseklik kalıcıdır ve kat çıktıkça artmaya devam eder.

ekşi sözlük

Şimdiyse sosyal beklentilerle sosyalleşme olayının dışına çıkarak sadece sosyal beklenti ile ilgili konuşma zamanı geldi. Buna arama motoru optimizasyonundan bir örnek vererek gireceğim. Temel prensip olarak sitenize ne kadar link veren site varsa siteniz o kadar başarılı biçimde arama sonuçlarında listelenir. Bu temel bilgi ışığında sitesine kalitesiz onlarca bağlantı alıp sonuçlarda kısa süreli yükselen, sonrasında ise googledan yasak yiyen bir sürü web yöneticisi vardır. Başarısız bir yöntem olduğu sonuçlara bakıldığında açıkça ortadadır. Kaliteli site yöneticileri ise bu linklerin kendiliğinden geleceğini bilirler, ve odaklarını sitelerinin google tarafından daha rahat “anlaşılabilmesi” için gereken sayfa üstü optimizasyonları yapmak ve kaliteli içerik üretmekle gerçekleştirirler. Bu içeriğin kalitesi çok üst seviyede ise bu siteler insanların dikkatini çeker ve bu siteler doğal yollardan linkler kazanırlar. Buna çok güzel bir örnek EkşiSözlük’tür. Link açısından yapay bir yol izleyen uludağsözlük ise (ekşi örneğinin tam tersi), galeri, video, anket vb. gibi özelliklerle ilgi çekici yanlar kazanıp kaliteli içerik yolunda önemli adımlar atmıştır mesela. Bu kadar webmaster muhabbeti yeter. Gelelim bu kadar hikayenin ne için anlatıldığına.

Eğer bir konuda, o işi nasıl kaliteli yapacağınıza odaklanmayıp kendinizi ve sistemi kandıracağınız yollar bulmaya çalışıyorsanız, bu sağlıklı bir sonuç vermeyecektir. İlgi çekebilirsiniz, işler kısa süreliğine iyi gidebilir ama eninde sonunda “hakettiğiniz” orijinallikten yoksunlara ait yere dönmeniz çok olasıdır.

eminem

Sosyal beklentiler sizin doğallığınızı zedeler, yaratıcılığınıza vurduğunuz kelepçelerdir. Diğer bir örnek olan Eminem ile kısaca devam edelim. Bu adam neden bu kadar beğeniliyor, saygı görüyor, nasıl bu kadar sıradışı olabiliyor? Çünkü bu adamın sosyal beklentileri yok, sosyal normları belki de en az umursayan kişilerden biri Marshall Mathers. Bu yüzden kaygısı yok, bu yüzden istediği konuda istediğini çekinmeden söyleyebiliyor. Şu ana kadar anlattıklarımın bir benzerini Eminem’in aynı zamanda kendi ismi de olan Marshall Mathers adlı şarkısından sözlerle anlatayım.

Yapmacık sosyal hallerle ilgili cesur sözler:

Ben Backstreet ve Rick Martin’den nefret ederim
elimde silahlarla N’sync’i öldürmek isterim, baslatma simdi onlara!
Bu pi*ler sarki söyleyemiyor ve Britney’de bir bok degil!
Ne dedi yine bu ka*tak 16 dolarimi geri verin bana !
Sadece gördügüm magazinlerdeki or*spularin gülümsemeleri,
Vahsi olmaya noldu?
Eski günlere noldu?
Herkese satasip, Ayakkabilari ve ceketleri caldirmaya ne oldu?

Şarkının nakaratında, başkalarının kendisine olan ilgisine bakış açısı:

Ben sadece Marshall Mathers’im (Marshall Mathers)
Siradan biriyim,
Benim hakkimdan konusulanlara anlam veremeyen biriyim,
Eskiden kimsenin umrunda degildim,
Süphe ediyorlardi benden.
Simdi ise herkes bana kosup,
Ustume atlamak istiyor sanki..

İşte bu nakarat Marshall Mathers’ın neden “Eminem” olduğu sorusunun cevabıdır: işine odaklanmak ve gerisini umursamamak.
-Ben sıradan biriyim.

güven

Geldik yazının en önem verdiğim kısmına: sosyal beklentiler ve dostluk. Uzun uzun dostluk arkadaşlık tanımları vermeyi veya güvenin insan ilişkilerinde oynadığı role örnekler vermek, bunu açıklamak istemiyorum. Onun yerine şunları söyleyeceğim: sosyal beklentileriniz dostunuz olmayan insanları dostunuz olarak görmenize neden olur. Ve yine, güvenme içgüdünüzle güvenmemeniz gereken insalara güvenmenize, onlara gereksiz anlamlar yüklemenize sebep olur. Bir insanla dost olmaya çalışmak gibi saçma bir kavramın varlığı bile bu beklentilerin trajik sonuçlarındandır.

Özet geçmek gerekirse, sosyal konularda beklenti yaratmayın. Bunun sonu yoktur, her türlü mutsuz olmaya mahkumsunuzdur. Kendinizi kandırır, yanlış insanları önemli konumlara yerleştirir ve bunun cezasını çekersiniz. Bunun yerine sosyal mimarinizin kendisini oluşturmasına izin verin, ona müdehale etmeyi kesin. Buna harcayacağınız enerjiyi mantıklı şeylere harcayın, farklı yönlerden gelişmek gibi. Diğer taraftansa, “mutlu olmak” veya “önemli hissetmek” için olmasa da “ortam değşikliği” ya da “kafa dağıtma” amaçlı olarak beklentisiz olarak sosyal ortamlarda yer alın. Bu beklentisizlik size oldukça önemli bir avantaj sağlayacaktır: umursamazlık. Ve umursamazlık da rahat hareket edebilme yeteneğinizi besleyecektir.

 

Not: Bu yazıda önemli noktalara gerekli karakter özellikleri verilecek.


Bursa’da psikiyatri merkezi röportajım: kişilik testleri üzerine

Posted on

kişilik testleri

Blogumda sizlere farklı kişilik tarzlarından ve belli sosyal durumlarda verilmesi empirik olarak doğrulanmış bazı bakış ve davranış tarzlarını elimden geldiğince aktarmaya çalıştım. Bu konularda yeterli bilgi fikir ve tecrübeye sahip olduğumu düşünüyor olduğumdan bu yazıları ya birkaç kitap karıştırarak ya da aklımdaki canlı düşüncelerle oluşturdum. Ancak psikiyatri ile ilgili olan, kişilik testlerini konu alan bu yazımda bursa psikiyatri ile mail yoluyla fikir alışverişinde bulundum. Gönderilen dökümanları da buradan sizinle paylaşacağım. Bu sayede ise psikiyatri gibi çok da bilmediğim bir konuda sizleri yanlış yönlendirme riskinden kurtulmuş olacağım.

Öncelikle bu kişilik testlerinden birkaç tanesinden genel olarak bahsetmek gereğini duyuyorum. Gelişimsel profil, kişinin çocukluğunda büyüdüğü ortam ile şu anki kişiliği arasındaki ilişkiyi gözler önüne sermeyi amaçlayan bir kişilik testi cinsi. Bunu özellikle ele alma sebebim ise önceki yazımda buna değinmiş olmam. Bu testten öğrenilenler genellikle kişinin güçlü ve güçsüz yönlerini üst seviyede anlaması demek oluyor. Adından da belirtlildiği gibi deneğin kişilik özelliklerinin genel bir özeti (profili) çıkarılmış oluyor. Diğer bir ilgimi çeken test ise F-ölçekli kişilik testi oldu. Neden mi? “F” harfi “faşist”in kısaltılması da ondan! Bu test otoriteryen kişilik testi olarak da biliniyor. Kontrol etme isteği, başkalarını önemseme ve buna benzer temel güdüler ölçülmüş. Bursa A4′ün zeka testleri arasında bir diğer test ise belki de herkesin bir şekilde bildiği psikiyatrist Hermann Rorschach’ın “Mürekkep Lekesi Testi” ya da orijinal ismiyle, Rorschach testi.

Rorschach  mürekkep testi

Rorschach’ın mürekkep testlerine bir örnek.

Bu testlerin hangilerinin klinik anlamla daha yoğun biçimde kullanıldığını sorduğumda ise, nöropsikolojik testler ve gelişim ve zeka testlerinin daha genel bir bakış açısı sağlayarak tedavi açısından oldukça kullanışlı olduğu dönüşünü aldım. Bu yazıyı hazırlamak için edindiğim bilgilerle elbette ki bu işin uzmanı olan bir kişi gibi kesin yorumlar koyamayacağım ortaya ancak yazının amacı da bu değildi belirttiğim gibi. Kişilik ve zeka türü testlerinin bir insanın kişiliği hakkında sahip olabileceği en önemli ipuçlarını barındırdığını bilmek başlı başına bu testleri almaya yeterli bir sebep. İnsan kendisini bildikten sonra kendisini geliştirebilir. Bundandır ki kendimizi tanımamızı sağlayacak her türlü araca kucak açmalıyız.


Ebeveynlerin kişilik üzerinde etkisi

Posted on
ebeveyn kişilik etkisi

Oscar Ödül Töreni’nde sesi, rol yeteneği gibi şeyler için genetiğine, onu tiyatroya yazdırdığı ve teşvik ediciliği için ailesine teşekkür eden hayali bir karakter.

Hoşlanmadığınız kötü alışkanlıklarınız mı var? Hayır alkol sigara…. bunlardan bahsetmiyorum. Tamamen sizi davranışsal olarak zedeleyen ve ne yazık ki kişiliğiniz parçaları olan sürekli davranışlarınızdan bahsediyorum. Herkes başarılı olmak ister, herkes sevilmek ister, herkes popüler olmak ister. Kısaca herkes kendileri için iyi olan her şeye sahip olmayı ister. Bunlara sahip olmak için gerekli özellikleri kazanabilmeyi de ister işin garibi bu “herkes”. Ancak bunu yapabilenlerin sayısı yapamayanların yanında büyük bir azınlık olarak kalmıştır, öyle de kalacaktır.

Doğduğumuzda sahip olduğumuz bazı genetik yönelimler vardır, örneğin hırslı olmak, sakin kalabilme yeteneği, kendimizi ifade etmeye yatkınlığımız vb. Ancak bu yönelimler pek çok kez içinde yetiştiğimiz çevrenin bizde uyandırdığı, teşvik ettiği ya da filizlenmeden yok ettiği “çevre etkisi” sebebiyle değişime uğrar. Ve hatta genetik olarak sahip olmadığımız ancak büyüdüğümüz ortamdan öğrendiğimiz pek çok davranış da yeni özellikler olarak karakterimize eklenir.

Bilim dünyasında yıllarca süren ve kimilerine göre de hala sürmekte olan “nature vs. nurture” veya Türkçe’siyle “doğa vs. çevre” tartışması da farklı deneylerle çocuğun davranışlarını inceleyerek aslında armutun dibine düşüp düşmediği sorusuna bir cevap aramaya yöneliktir. Burada çoğunlukla armutun gerçekten de dibine değişiyor olmasında çevrenin de katkısı vardır. Bunun sebebiyse çocuğun ailesinin genetiğini taşımasıyla birlikte aynı zamanda onların davranışlarına maruz kaldığı bir ortamda büyümesinden kaynaklanmaktadır.

Buna örnek olarak kendi ailesinde gördüğü davranışları kurduğu aileye de aktaran insanlar gösterilebilir. Çocukken babasının annesine şiddet uygulamasına şait olmuş bir çocuk büyüyünce ya bu tarz insanlardan nefret ederek bu olayın kendisi üzerindeki etkisini gösterecektir ya da kendisi de bu davranışı doğru kabul etmiş olduğundan benzer davranışları segileyecektir. Diğer bir örnek ise ailesinde eğitime önem verilen bir çocuğun, “tornacıya vereceğim seni” benzeri düşünceleri taşıyan bir ailede büyüyen çocuğa oranla daha fazla okuma isteği olması gösterilebilir. Konunun çok içinde kalmamakla birlikte şu soru da sorulmaktan çekinilmemeli: Çocuklar neden ebeveynlerinin mensup olduğu dinleri “seçerler”? İşte ailemiz tarafından bize yüklenen bazı davranışlar da seçimimiz olmadan bizlere işlenmiştir. Bunlardan işimize yarayacakları, bizim için olumlu olduğunu düşündüklerimizi muhafaza etmeliyiz. Ancak bizi geride tuttuğuna, zedelediğine inandığımız davranışlarıysa değiştirmek bizim yaşama karşı olan boyun borcumuzdur.


Narsist hayat stilini anlamak.

Posted on
narsizm

Narsist kişilerin yarattığı sahte stil işte tam olarak böyledir.

Her insanın farklı bir tarzı vardır. Kimi özgüvenlidir, kimi özgüvensizdir kimi de çok uç bir boyut olan narsisttir. Blogumda farklı yaşam tarzları olan insanların, farklı stillere sahip olan insanların bu tarzları neden seçtiğini açıklamaya çalışacağım. Bunun yanında ise siz okuyucularımızın farklı tarzlardan meydana gelen bu stil kitabından(blogumun adı bookfostyles da buradan geliyor) kendine en uygun olanı seçebilmesini umdum. Aynı zamanda herkesin kendi tarzını yargılayabilmesi de buradaki önemli amaçlarımdan birisiydi, olumlusu ve olumsuzuyla…

Narsizmi inceleyelim şimdi. İyice inceleyelim ki narsist insanların neden böyle olduğu konusunda aklımızda güvenilir bilgiler olsun. Yaptıkları hatalara düşmemek için veya olumlu olan yönleri varsa bunları kendi tarzımızla harmanlayabilmemiz için. Birçoğumuzun hayatında yalnızca işi düştüğünde bizi arayan, bizim o anki durumumuz ne olursa olsun sürekli kendilerinden ve kendi sorunlarından bahseden arkadaşlar, akrabalar, tanıdıklar olmuştur. Bu tür insanlar zaman zaman bizim kızgınlık hissetmemize sebep olurlar. Çünkü bir ilişki bir diğer insanın gerçeklerini anlamaya çalışmayı ve bu doğrultuda davranmayı gerektirir. Üstelik bununla da sınırlı değildir. İlişkiye bir şeyler katmayı ve ilişki sürecini geliştirmeyi de içerir.

Ancak narsist kişi, diğer insanları ancak kendi ihtiyaçları için arar. Verdiği zamanlarda ise karşılığında bir şeyler almayı amaçlar. Bazı insanlarda bu durum o kadar açıktır ki onları çabucak “bencil” olarak nitelendirebiliriz. Ancak durum her zaman bu kadar açık olmayabilir. Çoğu kez bu davranışlar öyle ustalıkla maskelenir ki diğer insanlar tarafından fark edilebilmesi için uzun bir sürenin geçmesi gerekebilir. Narsist kişi bir yandan için için aşağılık duyguları yaşarken bir yandan da kendisine hayranmışçasına davranır. Açık ya da üstü kapalı bir biçimde kendini över, bu övgünün başkalarından da gelmesini bekler. Diğer insanlarda sürekli kusur bulur ve onları eleştirir. Aynı zamanda söylediği her sözün yaptığı her işin üstün nitelik taşıdığını düşünür. Bunun sonucunda kendi eksikliklerini göremez, yaptığı yanlışlardan ders alamaz.
Çoğu özsever insan davranışlarının bilincinde değildir. İçin için bir suçluluk duygusu hissetse de bunun diğer insanlara bir şeyler verememesinden kaynaklandığını bilmez. Çünkü başka türlü bir ilişki kurmamayı öğrenmemiştir dolayısıyla da başka seçeneği yoktur.

Bu yazıda kısaca değinildiği gibi narsist bireyler oturmamış bir karaktere sahiptir denilebilir. Oturmamış bir kişilik ise oturmamış bir tarz demektir. Yukarıda değinildiği gibi sosyal bozukluklar ise kişisel tarz adına tam bir kabus niteliğindedir.  Narsist kişilerden almamız gereken belki de tek şey, onların sahte olan özgüvenlerinin gerçek biçimde bizlerde barınmasını sağlamaya çalışmaktır. Onlarda sahte olanı bizde gerçek yapmaktır.